top of page

Dua 3: Emir

Rabbin hilkat sanatının bir hikmeti de odur ki yaratılan her zerre, iş, kanun ve emir; birbirleriyle hadsiz, insan şuuruyla müşahede edilemeyecek kadar çok münasebetler içerisindedir. Bir iş bir başka işin hem mebdei, hem sebebi, hem hikmeti, hem değişkeni, hem derecesi, hem neticesi olur. Sıcakkanlı hayvanların büyük bir kısmındaki annelere verilen küçüğe/evlatlarına karşı şefkat hissi; hem türün devamına netice veren bir mebde, hem gelecek nesillerin belli bir müddet anneye bağlı yaşamalarını gerektiren bir seçilim, hem şefkatin ancak doğayla uyumlu olan kadarının devamına hükmeden bir kontrol ve biz belli şuur sahipleri için benzer arzularımızın en yalın hallerini gözlemleyebilmeye dair bir ibret olur. Yani tür içerindeki şefkat, hem mebde, hem netice, hem derece, hem hikmet hem de ibrettir.


Kuran, gündelik hayatımızda şahit olduğumuz pek çok kanunu/işi/işleyişi; kendi ifadesi ile ayet (delil) olarak bizlere sunar. Gökyüzündeki yıldızlar, güneşin doğup batması, yeryüzünün her bahar tekrar yaratılması, çocuğun rahme düşmesi ve bir surete bürünmesi, yağmurun yağması, yerden ekinin bitmesi, kuşların uçuşu, gemilerin denizlerde ilerlemesi gibi gözlemlenebilir ve sıradan sayılabilecek pek çok şey; yine kuranın ifadesi ile insanları akletmeye bir davet ediliş olarak gözlere sunulur. Bakara suresinde geçen:


“Allah, hakikatleri beyân için bir sivrisineği, hatta küçüklük ve kıymetsizlikte ondan daha aşağı bir şeyi misal getirmekten çekinmez. İman edenler, bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu hemen bilirler. Kâfirler ise: “Allah böyle bir misal ile ne demek istiyor, acaba?” derler. Allah onunla birçok kimseyi sapıklığa düşürür, yine onunla pek çoklarını da doğru yola erdirir. Aslında Allah, onunla ancak fâsıkları sapıklığa düşürür.”

Ayetinden bir hikmet odur ki, şu hayatta algılayabildiğimiz/gözlemleyebildiğimiz her şey büyük bir kanun içinde, farklılaştırılmış pek çok başka kanunlarla münasebettar, kendinden küçük* pek çok başka kanunlardan oluşan ve kendi dahi büyük kanunlar içerisinde zerrelerden bir zerre olan şeylerdir. Kurani ifadeleriyle; zerrelere bakan bu tanımlama bütünlüklerine “Ayet”/“Emir”, küll’e bakan hilkat sanatına ise genel olarak “Sünnetullah” diyebiliriz.


Mülk suresindeki:

“Gökleri yedi tabaka olarak yaratan O’dur. Rahmân’ın yaratmasında bir uyumsuzluk göremezsin. Haydi bakışını çevir (tekrar bak), bir yarık (çatlak) görüyor musun? Sonra iki defa daha bakışını çevir (bak). Bakışın aciz ve yorgun olarak sana (geri) döner.” Ayetinden bir dersle anlarız ki; İnsan zihni kendi kudretince her nereye başını çevirip baksa bir bütünlük, bir kanunlar silsilesi görür lakin insan şuuru mahduttur(sınırlı), ne bir ‘Sünnetullah’daki her bir ‘Emir’i, ne de bir ‘Emir’deki ‘Sünnetullah’ı tam kavrayabilir. Ne kadar derine inse bir başka emir bir başka kanun ile karşılaşır, o kanun dahi evvelkilere benzer ancak farklılaştırılmış pek çok başka hikmeti tazammum eder, uyumsuzluk göstermez, ta; insanın şuuru kendine yorgun olarak geri döner.


İşte ‘lehv’ ve ‘laib’ olan şu dünya oyalanmasında senin her arzun, her duan, her ulaşmak istediğin yer; pek çok ‘Emir’lerden oluşan bir ‘Sünnetullah’ta kendini oraya ulaştıracak yollar arama çabasıdır.


İsteğinde samimi ve istikrarlı oldukça ya o yola, ya o yolda sana gerekecek teçhizatı toplama yollarına, ya da isteğini tekrar gözden geçirmeni sağlayacak kemale ulaşma yollarına sevk edilirisin. Bunlar dahi iç içe ve paralel başka başka ‘Emirler’ kanunlardır. Yoksa duadan maksat: “Canımın istediğini söyleyeyim, birkaç da sihirli sözcük söyleyeyim o da gökten iniversin” değildir. Zira bu “Yoksa insana her arzuladığı şey var mıdır?”(Necm 24) ve “Ve insan için kendi sayinden( çabasından) başka bir şey yoktur.”(Necm 39) ayetleri ile bize ifade edilmiş kanunlara muhaliftir.


Arzu etiğin şeyi sana verecek ancak âlemlerin rabbidir, O, sünnetullahta nasıl yollar halk etmiş(yaratmış) ise; arzun da sana ancak o yollar ile gelebilir. O halde, isteğine ulaşmak ile alakalı “kendi zihninde ” ürettiğin yolların gerçekte var olup olmadığına baktığından daha çok, sünnetullahı müşahede ve tefekkür edip zihnini, “gerçekte var olan” yolları keşfedip onlara sulûk etmeye razı et. Gerçekte var olanı görmek nimeti ise ancak; “Şu anda” var olan kendine razı olmakla mümkündür. Zira, andan bakmayan gözün, andaki hali görmesi muhaldir. “Şu andaki” halini kabul etmeden yapılan her yakarış ve niyet; bir kütleyi, olmayan bir başlangıç noktasından hareket ettirme çabasıdır. Ne evvel hatıralarındaki, ne de gelecek hayalindeki sen gerçek sen değilsin, gerçek olan ve sana say(çaba) kabiliyeti verilen tek sen şu anda var olan sensin.


İnsanın kendini tanıma kabiliyeti bir aynadan kendine bakmak suretiyledir. O ayna ki, işte o senin kelamındır (Tanımlamaların, düşünce usullerin, reflekslerin). Eğer sen yalan, riya ve acelecilik ile o aynayı büksen kendini olduğundan başka bilirsin. O halde dahi anda kendine lazım olan yolda yürüme arzusunu kaybedersin ta; onun için dua etmek kabiliyeti senden alınır.


Misal, sen istersin ki maddi bir refaha kavuşasın ancak kendini bilmez o an elinde olanı kıymetsiz görür ve israf edersin. Lakin sünnetullah’da vaz edilen kanun refahı, iktisat emirine bağlamış, sense halini görmez, elinde o anda kıymetli olanları kıymetsiz bilir ve refahın ancak daha çoğuyla geleceğini sanırsın. O an sana lazım olan yol evvela iktisat dersini almak iken sen sana geleni çoğaltmak peşinde koşarsın. Ta yanına refah değil ancak bir yorgunluk kalır. Hatta gelirin artsa giderlerin de artar, arzu ettiğin refah yine gelmez. Yahut sen yine maddi bir refaha kavuşmak arzu etsen ve o an elinde olan nimetin kıymetini bilip ona şükretmek yerine ona tapmayı tercih etsen, lüzumundan çok endişe ile cimrilik etsen yine iktisada mugayir hareket etmiş olursun. Elindeki nimeti kendine azap eder, daha çok gelenle de ancak azabını arttırır ve refahı kendinden uzaklaştırırsın. İşte, her cimrinin cimriliğine, her müsrifin de müsrifliğine bulduğu bahaneler; o aynayı eğip bükmektir. Halini kabul edip, halin mevcudiyetinden razı olup onu değiştirmek yönünde arzu etmemektir.


“Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez” (Rad 11)


Kişi aynasını nasıl düzeltir?


İnsan, âleme dair emirlerin hepsini bilmekten aciz olduğu gibi kendine dair emirlerin çoğunu bilmekten de acizdir. Aynayı düzeltmenin yolu; kendine dair tanımlamalar yapmak için kendini harap etmek değil bilakis arzusu için anda yürüdüğü yolu, hayalindeki arzusunun neticesinden kıymetli görmektir. Zira sana say(çaba) kabiliyeti verilen ancak “şu an” var. Sen kendini değiştirmeyi ancak “şu an” içerisinde arzu kabiliyetine sahipsin. Neticenin hayali, senin için ancak bir işarettir; ta ona ara ara bak yolunu tanzim et. Lakin insan aceleyi çok sever, arzularında hep peşini ister; şu anda var olan nimetleri nimet olarak görmez, o halde dahi; tek var olduğu anda yaşama kabiliyetini kaybeder, yani dua etmek kudreti kendisinden alınır. Ve insan; Enbiya suresindeki “İnsan aceleci olarak yaratılmıştır.(Enbiya 37)” hükmünün işaretine ve Kıyame suresinde bahsedilen “Hayır. Doğrusu siz peşin(Acele) olanı seviyorsunuz ve ahireti (Sonrasını) bırakıyorsunuz (Kıyame 20-21)” tazirine muhatap olur.


Örnekteki müsrif, anda var olmayı kabul etse; halindeki nimetlere şükreder andan lezzet alır, var olan ile meşgul olur, hayalindeki meçhul lezzetlere kavuşma arzusuyla elindeki mutlak nimetleri savurmaz saçmaz. Ve dahi cimri de anda var olmayı kabul etse; o an elinde olan mutlak nimetleri, hayalindeki meçhul gelecek endişelerine kurban etmez, bir ruh hastalığına tutulup biriktirdikçe biriktirmez, şükreder andan lezzet alır kendine zulmetmez. Ta ikisine de, hallerini değiştirip sünnetullahta arzularına ulaşmak için tanzim edilmiş yollar gösterilsin.


Şimdi bu hakikatler ve misaller ile kendini tarttın ve gördüğün resim canını acıtmış ise, bu kurani ameliyat ile açılmış yaralarına tafsilatı sonradan izah edilecek şu aşağıdaki buhari hadisini merhem et, sür. Meyus olmak yerine duaya devam et zira kimse rabbe yönelmekden elleri boş dönmez:


“Allah'a dua eden herkese Allah icâbet eder. Bu icâbet, ya dünyada peşin olur, ya da ahirete saklanır, yahut da dua ettiği miktarca günahından hafifletilmek suretiyle olur, yeter ki günah talep etmemiş veya sıla-ı rahmin kopmasını istememiş olsun, ya da acele etmemiş olsun.”


Dua 4: Rıza


Bakara 26

Mülk 3 -4

Necm 24

Necvm 39

Enbiya 37

Kıyame 20

Rad 11

Buhârî, Daavât, 22

90 views0 comments

Recent Posts

See All

Comments


bottom of page